10 Mayıs 2009

'ANLAM'AK İÇİN SORULARIM VAR.....




Kabullenmek midir mutlu yapan insanı?

Ya da direnmek ne zaman mutsuzluğa neden olur?

İnsan kendisine çizdiği yolda -bazen cesareti tükenir gibi olsa da- yılmadan ilerlemeli ve kaçınılmaz olanla çarpışana kadar direnmeli. Kaçınılmaz olanın ne olduğunu şu an için söyleyemem..Ancak yaşamaya zorunlu kılındığımız her şey olabilir. Hayat durgun bir göle değil de kimi zaman sakin ama çoğu zaman çağıldayan ve azgın bir nehire benzetilir çoğunlukla. Gayesi denize çıkmak olan ve yolda topladıklarını beraberinde denize aktarmak isteyen muazzam bir nehirdir o..

*

Hemen her daim akıntıya karşı kürek çekmek bana en önemli işimmiş gibi gelmiştir. Ara sıra hedefe kilitlemekte zorlanır gözlerim; bazen geçmişe bazen geleceğe takılır. Kürekleri unuttuğum zamanlar olur bazen de. Çırpınmaktan yorgun düştüğümü görüp, boşu boşuna güç ve zaman kaybettğimi düşünürüm o zaman. Ama gizliden gizliye yanıldığımı bilirim böyle düşünmekle.
Çünkü tüm yüreğimle inanırım ki: İnsan yitirdiği değerin acısını söndüremeyebilir, ama hanesine -mum ışığı gibi de olsa -bir ışık görmüş , hattâ belki o ışıkla aydınlanmış olma kazancı yazılacaktır.

*

Peki ya aslında direnç?..kaos ve huzursuzluk getiriyor olabilir mi hayatımıza?
"Yaşama savaşını dingin ve teslim olan kazanır" diyenler haklı mı yoksa? Onlar ki "sen çalış çabala ne çıkarsa bahtına...Senin için iyi olan verilecektir sana" diyorlar. Bir de "yaşamla uzlaş" diyorlar ki onların uzlaşmaktan ne kastettiklerini tam olarak anlayabilmiş değilim. Elbette bana verileni kabul edeceğim çünkü, uzlaşmak en sonunda ele geçene razı olmaktır. Veya fırtınanın, selin ardını görmek, hikmetini kabul etmektir yolda. Ve kabul ediyorum ki; bunu çok yıpranmadan başarmak güzeldir. O halde onların direnmek dedikleri hiçbir yere varmayan yolda ısrar etmek olsa gerek. Bu konuda söylenecek fazla sözüm olamaz. Bunun anlamsızlığını görmezden gelenin aklı başına her zaman devşirilmemiş midir?


İnsan haddini, sınırını bilmeli ve kendisine verilenle mi yetinmeli?
Bu da kafa karıştıran bir başka soru..öncekinin ardına düşerken, ardından başka sorulara kapı açan..
Eğer öyleyse insanın haddi - hududu nedir? Nerededir?
Ve bunu kendisinden başka bu dünyada en iyi kim bilebilir?
Ya verilenin aslında sadece bir parçasını görüyorsak? Ya almak istediğimizi alabilecekken vazgeçiyorsak?


*

Yaşama karşı değil, onunla birlikte uzlaşı içinde..edinilmek ya da ulaşılmak istenen için sonuna değin çalışmaya inanıyorum..Burada gaye hayattan almak..sadece kazanmak değil; ona eldekiyle gönüldekini sunabilmektir de. Alınandan bağımsız olarak vermek hayata katılmaktır, hayata ondan olanı sunmaktır....Daha ötesinde Hayata hizmet etmek borçtur, yükümlülüktür..Özetle; bize verileni en güzel biçimde işlemek ve onu en iyiye ulaştırma gayreti içinde olmak insan haysiyetiyle ilintilidir.

Ancak bundan farklı bir şeyden -ister vermekle ister almakla olsun paya düşeni görmek için sonuna kadar kürek çekmekten söz ediyorum. Öyle mızıl mızıl mızıldanıp, gördüğünü isteyen bir arsız çocuk gibi değil..Kutsala hizmet eder gibi ya da onun için var gücümüzle çalışmaktan söz ediyorum.

Elbette gayeye ulaşmak önemli..ama bana kalırsa önce denemek de önemli. Adı üstünde o bir deneyimdir ki; Sevgili
Hasretsenfonileri Hocamın dediği gibi; tecrübe kazanmakla da kazanmış oluruz sonuçta. Evet yeri geldiğinde yön, biçim ya da araç değiştirerek (bu öğüt de dostumun baha biçilemez bir armağanıdır ve burada uzlaşmanın farklı bir karakteri gözler önüne serilmektedir) verilecek olanı hak etmek için yaşamalıyız..

Hepimiz için farklı olup olmadığını bilemiyorum..Ama benim için hayatın anlamı bu olmalı.

6 yorum:

THE PIED PIPER OF HAMELIN dedi ki...

Satırlarını okurken yaşça benden daha genç olduğun hissine kapıldım. Hayata karşı dirençli duruşunun satırlara sansıması herhalde bende bu fikri uyandıran. Ama geçen yıllarla birlikte insan ruhuna düşen yorgunluk ve bıkkınlık bizleri daha önce direndiğimiz birçok şeyi kabul eder bir hale getiriyor, belkide bu kanıksamadır. Bilemiyorum tam. Ama benim geçen yıllardan öğrendiğim şey direnmeli, son ana kadar ama zaman bir yol gibi etrafından akarken de daima mutlak sona doğru giden yol üzerindeki tüm sapakları gözten kaçırmamak ve devamlı olasılık hesapları yapmak lazım. Bir anda, son anda verilen kaçma kararıinsanı bazen birçok beladan ya da sıkıntıdan diyelim kurtarabiliyor. Belki biraz tilkilik veya sansarlık gibi görünsede mutluluğa giden yolda ilerleyebilmek için bazen mutsuzların üzerinden geçerken iki damla gözyaşı dökerek bakmadan ilerlemekte gerekiyor.

Bu satırlar benden mi çıktı. İnanamıyorum.

Neticede bazen dik dur, bazen eğil, bazen bir panter gibi yırtıcı ol, bazen de uysal bir kedi. Ne olursan ol seni mutluluğa götürecek yoldan ayrılma ve yolunuda pek kalabalık tutma. Sana yer kalsın..:))

Bu arada sana enigma göndermeye çalışıyorum ama Outlok beceremiyor. Başaracağım ve dinleteceğim...:))
Grilerin güneş sarısı olduğu günler diliyorum veeee gidiyorum artık.

LODOSCU dedi ki...

Her şeyden önce yaşadığımız yıl sayısı ile yediğimiz kazık sayısının aynı şey olmadığı malum elbet.

Ve bizim sevgili kazıklarımız..bazen boyun eğdirir bazen aptal bir direnişçi yapar bizi.

Gönülsüz ya da bile isteye..
hepimiz bu yaşamda hep bir şeyleri ifade ediyoruz.

Benim direncimin yaşla bir ilgisi olduğunu zannetmiyorum ama yapısal bir bozukluğumun olduğunu dersen o zaman anlarım:) Ama artık ben de bazı hesaplar yapmaya başladım ve yolu temiz tutmaya kararlıyım..bu anlamda biraz olsun umut vaad ediyorumdur sanırım:)

"İki damla göz yaşı dök ve bakmadan git" diyen sen olabilirsin ama o sözler sana ait değiller arkadaşım. İnanma sakın.

...outlook beceremiyor demek:))

teşekkürler ve sevgiler:)

Adsız dedi ki...

yıl sonu yorgunluğu mudur bilemem ama aynı zamanda hayatı ve anlamını sorgulamaya başlamışız.
hep bana düşen pay nedir? önüne geleni yaşa gitsin. diyen ben, bu sıralar didiklemeye başladım yaşadığım hayatı. hatta "şeytan diyor ki..." ile başlayan cümleler geçiyor içimden. yaşlandığımda kızmamak için kendime, hayatımı heba ettiğimi düşünmemek için, şu sıralar ne yapmalıyım diye soruyorum. hani bir çılgınlık yapıp.... derler ya acaba onu yapsam mutlu olur muyum? hayatımı değerli kılar mı kendi gözümde? böyle düşünüyorsam zamanı gelmiş midir?
ufff! yaşamak zor bir zanaatmış.
sevgilerimle.
SF

LODOSCU dedi ki...

Bence hayat üzerine söylenmiş en doğru sözü söyledin sen: Yaşamak dediğin en zor zanaat. Bizler de bu durumda onda ustalığımızı sergileyen zanaatkârlarız.
Hayata yüzümüzü döndüğümüzde ve doğal olarak beraberinde içimizdeki sese kulak verdiğimizde -ya da bana göre gönül verdiğimizde- ise gerçek birer yorumcuya yani sanatkara dönüşmenin hazzını yaşıyoruz.

Canım Felsefecim hayatı heba etmemek için elinden geleni ardına koyma olur mu?

Sevgilerimle arkadaşım.

kediperisi dedi ki...

hayat bana bir deneme-yanılma gibi geliyor, şu yaşıma geldim hayatta en önemli şeyin güçlü olmak olduğuna inanıyorum, hayatla başa çıkabilecek kadar güçlü olmak -yoksa maddi bir güç filan değil-
sevgiler, selamlar

LODOSCU dedi ki...

İnsan ruhunun o sözünü ettiğiniz güçle beslendiğine inanıyorum ben de. Size hak vermemem mümkün değil..Benim için de güçlü olmak..şu hayatı ayakta yaşayabilmek çok önemli.
**
Ne kadar çok denersek o kadar yanılma hakkımız var sanki.
Hakkın sınırındaysa akıl duruyor. Neyse ki artık aklımı kullanmayı akıl edebiliyorum da yanılmalarım deneyimlerimle -eskisi kadar- berabere kalmıyor.

Size de eğitiliyormuşuz gibi geliyor mu burada?

Sizi gördüğüme çok sevindim.
Sevgi ve saygı benden, sevgili Kediperisi.