"Keşke duygularımızı görebilseydik" deniyor bu günlerde dönen bir reklâmda..
Kulağa tuhaf bir söz gibi geliyor ama, boş bir söz değil aslına bakarsak..
Bizler..duygularımızı göremiyor olabilir miyiz sahiden?
Üzüldüğümüzde üzüntümüzü, sevindiğimizde sevincimizi, heyecanlandığımızda heyecanımızı, öfkelendiğimizde öfkemizi..
Ruh sağlığı yerinde olan bireyler olarak elbette farkediyoruz bunları.
Ama ya onları an içinde fark edip nedenine gidebiliyor muyuz?
Ya da başka bir soruş biçimiyle: duygu ve düşüncelerimizin -an içinde değilse bile sonrasında- derinine inebiliyor muyuz ? İşte sanırım bu birazcık şüpheli..
Kendimi anlamaya çalışmak..anlayabilmek..bilmek: Kendimi bilmek.
Ben duygularımdan ve düşüncelerimden ibaret değilim.
Ben onlar değilim, onlar da ben değil.
Onların hepsi geçici.
Ben değilim.
Duygularımı ve düşüncelerimi kendi içimde benim için yönetmeyi, yönlendirmeyi, kullanmayı becerebilirsem kendimi oluşturma yolunda yürümeye devam edebilirim.
Her şey sevgiyle.
Heyecanlandığımda nedenini sorabilmek kendime..Bu başlangıç için çok önemli bir adım.
Öfkeye kapıldığımda altında yatanın sadece engellenmişlik duygusu olup olmadığını sorgulayabilmek..Engellendiğimi, özgürlüğümün kısıtlandığını hissettiğimde bunun nedenini merak edebilmek hayatî bir anlam içermekte bence. Çünkü ilki sorumsuz bir davranışa ulaştırabilecekken beni, belki diğerinin bir yerlerde gizlenen suçluluk duygusundan kaynaklandığını görebileceğim..Ve onlara ulaşmayı başardığımda büyük olasılıkla sorunu çözebileceğim...
...........
Peki kendime gösterdiğim bu derin ilgiyi başkalarına yönlendirebilir miyim?
Başka insanların duygularını ve düşüncelerini görebilir miyim?
Aslında ilk macerayı deneyimledikten sonra başka seçeneğimiz kalmıyor ve kendimizi bilmeye çalıştıkça süreç, başkalarını da bilmeye götürüyor bizi.
Kardeşimin, arkadaşımın, eşimin....her kimse o, benden başka birisinin endişeli veya kızgın olduğunu bilirim önce. İçinde bulunduğu duygunun asıl nedeninin ne olabileceğini düşünürüm sonra. Onun hissettiklerini hissetmeye onunla duygudaş olmaya çalışırım..
Bazen hiç bir çaba göstermeme gerek kalmaksızın aynı şeyleri düşünebilir aynı hisleri yaşayabilirim onunla.
Ve -diğer- kişinin görünen duygularının ardında acı çektiğini "bilirim".
Tavırlarımsa bildiğim duygular doğrultusunda değişir doğallıkla.
Artık onun derinlere ulaşmasında bir vasıta bile olabilirim..
Bu yaptığım karşımdakini tanımak ve bilmektir bana göre.
Böylece arada bir köprü kurulmuş olur diğer varlıkla...
Köprünün bir ayağı bende diğeri sende..
Bir ayağı yerde bir diğeri her yerde..
ya da...gökkubbenin üzerinde..
Sözün özü..böyle bir şeydir sevmeyi "bilmek" benim bilebildiğim kadarıyla..