Ah lodos ben yalnız seni değil, senin yaşlı gözlerini de seviyorum..
Ama hem yağmur hem rüzgâr, ardı ardına çıldırmak zorunda mıydınız ikiniz de?
Pazar günü müydü o deli yağmur? Nasıl o gün ayaklarımı o suya sokmak istemediysem, dün de aynı sebeple lodosa dalamadım. Doksanın, yüzün üstündeki şiddete çıkan hızda, dağıtır adamı böylesi diyor ve böyle bir fırtınada sokak keyfi yapamıyor insan. Yine de sıkı sıkıya kapanan pencerelere inat balkon korkuluğunun üzerinden uzattım burnumu ve doyasıya kokladım lodosun davetkâr kokusunu. O anlarda içimde kabaran sevincin şiddetini size anlatamam. Bir insan hayatta başka her şeyden kopup, havaya nasıl karıştığını kime anlatabilir ki?
Çok lâzım mıdır bilemiyorum ama bir parça fikri olsun isteyen olur umuduyla size düşüş! örneğini verebilirim. Bir yerden düşecekmiş te içinizden çekilirmiş gibi olursunuz aşağıya ya! Öyle bir şey işte bu da..Ancak burada yere değil de havaya düşeceğini hayal edecek aklı başında birini bulma olasılığı ne kadardır, düşünemiyorum. Neyse ki sonunda akıl dairesine çekilebildim ve bu sevinç hâlini fazla uzatmadım. Sonra da büyü bozuldu zaten. Az önce özgürlüğü bir vecd haliyle yaşayan ben, ân içinde hâl değişimine uğramış ve kısıtlanmışlık duygusuna teslim olmuştum.
Tam bu duyguyla başa çıkmaya çalışırken eski sayfaları karıştırmaya karar vermiştim ve elime geçen şu sözler olmuştu:
Ne zaman ki özgürlüğün arama tutkusu dahi sizi rahatsız eder ve özgürlüğün bir erek ve tatmin olduğuna dair konuşmayı kesersiniz, işte ancak o zaman özgür olabilirsiniz.
Ne zaman ki günleriniz ihtiyaçları düşünmeden ve geceleriniz de bir pişmanlık ve tutkuyla dolu olmadan geçer, işte o zaman gerçekten özgür olursunuz.
Halil Cibran (Ermiş/67)
Hayattaki başka her şeyden koptuğum o çok belirli anlar dışında boş yere denizden çıkmış balık gibi yaşamazmışım meğer.
