öğrenmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğrenmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2009

mektup..

Yılın bu son yazısında size İkibindokuz yılının neden en unutulmaz yıllarımdan biri olduğunu anlatmak istiyorum..



İkibindokuz yılı benim için en unutulmaz yıllardan biri oldu. Çünkü; geçen yıl an'da yaşamak nediri öğrenmiştim. Bu yıl bilerek, hissederek ve hayattan ayrı düşmeyerek yaşamayı başardığım anların sayısını çoğalttım.. Ve bunu sadece isteyerek yapabileceğimi öğrendim.


Size ilk adımı atmak için, ilk adımın istemek...ama şevkle istemek..çoğunlukla da aşkla istemek gerektiğini hatırlatmalıyım. Önce aslında ne istediğimden emin oldum. Sonra istedim. Bazen takıntı yaptım..bazen de serbest bıraktım. Ama eylem eşlik etmekteydi gerçekleştirebildiklerime.


Çok istedim, olmadı demişliğim de oldu. O zaman sırası gelmişti, öğreniverdim: ya ben aslında çok istediğimi sanmıştım ya da olmamasının açık - gizli nedenleri vardı, onlara çarpıp, onlarla çarpışmıştım. Burada da takıntı yapmanın yersizliğini öğrendim.


İnsan değişmez dediler..doğruydu, inandım.
O zaman da insanın değişmediği bu hayatta, aslında aslıma döndüğümü anladığımı anladım.


Bununla beraber değişmemesi insanın, gelişmediği anlamına gelmezmiş ki, bunu da çok iyi anladıklarım hanesine yazdım.


Affetmeyi öğrendim, önceleri "helallik vermem!" dediğimi ardından sevgiyle uğurladım. Yavaşça azalmakta olan öfke ve kırgınlık anlarım şifaya ve huzura ve sevince dönüşürken gelişimimin keyfine vardım.


Belki muhteşem dünyevi başarıları tatmadım ama, tüm varlığı "istersem" koşulsuz sevebildiğimi anladım. Bunun da öğretmenlerimden bana dünyalara bedel bir armağan olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim..


Öğrenileceklerin tükenmez olduğu bu evrende öncelikle kendimi bilmeyi öğrenmeye azmetmiş bir insanım.
Çünkü kendimi bilirsem hayatı da bileceğimi anladım.


Hala öğrenimimin çok başındayım biliyorum. Görünen köy klavuz istemezmiş..ben daha bir arpa boyu yol bile almadım. Elbette anladığımı anlatmaya çalıştıklarımı da kusursuzca uygulayamamaktayım. Korkarım hiç bir zaman da uygulayamayacağım. Ama şu ana değin anladıklarım bana hayatımın yaşamaya değer olduğunu öğretti..Onun için, ikibindokuzun en unutulmaz yıllarımdan biri olduğunu söyleyebilirim.


Ve sevgili arkadaşlarım,


Yılsonu itibarıyla yaptığım iç muhasebemde borç hanesinde fazla bir kalem görünce dayanamayıp, bu "size özel" mektubu yazmaya karar verdim. Evet elbette siz ne sanmıştınız? Bu yazı bir blog yazısı değil, bir mektup sayfasıdır gerçekte.


Şimdi siz de siz sevgili dostlarıma eğitimime sağladığınız katkılarınız için, teşekkür etmeyi borç bildiğimi ve borcumu bu mektupla telafi etmeye çalıştığımı lütfen anlayın:)
Hayır..yoksa sözün sonunu bir türlü getiremeyeceğim...


*********

Hepimize bolluk, bereket, sağlık, şifa, dostluk ve mutlulukla yaşayacağımız nice seneler diliyorum.






06 Ocak 2008

Çalışıyorum....

Öyle ‘atıl kurt’ durumları olmasa da bir can havliyle açılmazı açmayı, geçilmezi geçmeyi öğrenmeye çalışıyorum şimdilerde..İşe en zor olanla başladım; öncelikle hangi düşüncenin bana engel olduğunu bir bir tespit etmeye çalışıyorum...Bunun için düşündüklerimin takipçisi oldum.
Düşüncelerimi ve duygularımı çocuklarımmış gibi ilgiyle izliyorum. An içinde içgüdülerimin ve duygulanımlarımın farkına varıyorum.
O zaman sevinçten uçuyor, o andan ve kendimden müthiş keyif alıyorum. Sonra yapmak istediğim değişiklikleri kafama not edip, ardından o notları kasmadan-gerilmeden-sıkılmadan eyleme çevirmeyi görev ediniyorum.
Şimdilik beklentilerimin çoğundan vazgeçemedim ama (sanıyorum aslî isteklerimden sonsuza dek vazgeçemeyeceğim), artık beklemekten vazgeçtiğime inanabilirim böylece.
Bunların hiçbiri bir çırpıda olmuyor, her şey oldukça yavaş gelişiyor ve fazlasıyla tökezliyorum tabii ki.. Çok karmaşık değil ama, fazlasıyla basit hattâ. Basitçe yaşamaya devam yani:)
Sözün özü, kendime yeni bir köprü kurmaya çabalıyorum hepsi o kadar.. Zevkle ve şevkle..

Aslında şu an pek de şevkli bir durumda değilim doğrusu.Çok geç kalktım bugün.Tembel pazarın gözünü çıkarıyorum yani.Canım hiçbir işin ucundan tutmak istemiyor.İşin aslı, haftasonu tembellik yapmak benim hayatımdaki tek lüksüm.Bu nedenle şu iki gün bi halt yapmıyorum diye hiç de rahatsız değilim.Yine de şöyle havuçlu bir kek yapmak iyi olurdu.Dolapta kemirmekle bitiremeyeceğim kadar havuç var. Ama ceviziçim yok benim..onun yerine fıstık koysam olur muydu acaba!!?
Of.. ceviz almaya mı gidicem ben şimdi?