Bazılarımızın içinde doğal bir huzursuzluk vardır...Doğuştandır onların huzursuzluğu. Huzursuzlukları, eğer görebilirlerse gördükleri anlarda, başlarında taşıdıkları bir tâcdır onlara. Mutlu olmaz kolay kolay onlar. Olamazlar ama, oldularmı da sararlar dünyanın herbir yanını mutluluklarıyla. Size arayışların, ideallerin insanlarından söz ediyorum, hiç birşeyden memnun olmayan, huysuz, mızmız olanlardan değil. Mutlulukları beleş olmayanlardan söz ediyorum, sırası geldikçe eldekini ediniverenlerden değil. Aradıklarını bulduklarında ki, öyle bir avazda buluverdikleri olmamıştır belki de hiç birini; gizliden gizliye daha ötesini veya bir diğerini özlediklerini adım gibi bildiklerimden söz ediyorum size. Bahçesindeki çiçeğe ilan_ı aşk ederken ya da yürekten şükrederken onu yaratana, yaşayamadıklarını ve yaşayacaklarını pusuda bekletirler onlar. Ve aramanın acısından kavrulduğunda yürecikleri, "kendini yaşamanın" tam ortasında yaşarlar.
Bir çiçek olmak istemişledir her zaman. Çiçeğin yaprağına yürüyen su. Dağlarda sektiren keçilerin kralı. Ana kuzularının çobanı. Öğrenicilerin öğreteni. Taşar yürekten sızım sızım dilekleri.
Bitmez.
Bitemez...
Çünkü....
Onlar arayışın kendisidirler.
Kalıba öyle dökülmüşler bir defa.
Arayış biterse "kendini" yaşayamazlar onlar.
Birşey bulmak şart değildir esasında esas olan. Belki iyi olur, belki hoş olur, güzel olur. Belki muhteşem olur bulmak. Ama hayır..şart değil muhakkak. Çünkü bir çok kadının ve bir çok adamın işi aramaktır, bulmak değil.
Şu koskoca dünyada arıyor, arıyor, arıyor ve pek az buluyorsak eğer, bizim işimiz aramak olsa gerek; bulmak değil.
Ama yine de..elbette....iyi olur, hoş olur, güzel olur. Olursa muhteşem olur aradığımızla buluşmak!
