11 Nisan 2010

istenç

Yokluğumda çok kitap okudum ve uygun zemin buldukça bana çok şey anlatan bazılarından burada söz etmek istiyorum. (Aslında kafamdaki ilk sırada Sevgili Gülsen Varol'un Albümdekiler adlı ilk romanı vardı ki, o çok değerli kitabı oldukça zor şartlarda okumuştum, bir nedenle onu yazamadım. Yine de vazgeçmiş değilim. Vakt-i zamanı geldiğinde -tabii yazarın da izni olursa- kendisine gönderdiğim mesajdan da yola çıkarak kitaba ilişkin düşüncelerimi paylaşabilirim.)

Bir süredir sınırlarında turladığım bir durumdan sözetmek istiyorum size fakat, şu "olur a bir büyük günaha düşerim" paniğinden sıyrılıp da onu kimseyle paylaşacak gücü bulamamıştım.

Hâlâ o gücü tam olarak bulmuş sayılmasam da okumayı akşam bitirdiğim bir kitaptan alıntı yapmak suretiyle kısa bir süreliğine de olsa nerelerde dolaştığımı anlatmak istedim sizlere.


Soren Kierkegaard okudum en son. Varoluşçuluğun babası olarak da bilinen filozof, inançsızlığının sonucu umutsuzluğa düşen bir insanın, bu umutsuzluğunun öldürücü olmayıp nasıl süründürdüğünü -ya da can çekiştirdiğini- anlatmış kitabında. Benim durumumla ilgisi bulunmamakla birlikte bütünün parçası meselesi sözkonusuydu ve ilgiyle okudum bu bölümü). İsmi Türkçeye “Ölümcül Hastalık Umutsuzluk” olarak çevrilen kitapta, sonlu varlığının içine düşen insanın, umutsuzluğa düşmesinin kaçınılmazlığını ve gerçek umutsuzluğun insanın “kendisinden “ umutsuzluğa düşmesi olduğunu anlatılmış (..da biraz da benden söz eden bu bölümü anlamak çok kolay olmadı benim için).

Kierkegaard'a göre insan sonsuzluk ile sonlunun, geçici ile kalıcının, özgürlük ile zorunluluğun bir sentezidir. Kendi başına sonsuzluğa ulaşma gücü olmayan insan buna rağmen Sonsuzla yani varlığının kaynağıyla olan bağlantısını kestiğinde umutsuzdur. Çünkü sonuç olarak sonlu varlığının içine kapanmış ve mutluluğu sonluluğunun içinde arar olmuştur. Böylece umutsuzluk da kaçınılmaz olmuştur.


Bununla beraber insan sonluluktan sonsuzluğa olan evrimini, umutsuzluk sayesinde gerçekleştirmektedir. Çünkü Kierkegaard'a göre umutsuzluk, insanın kendine olan yönelişinin, kendi ile ilişki kurmasının bir sonucudur ve benin gelişimi, insanın kendi olma veya belki de varolma süreci umutsuzluktan geçmektedir. Ve yine çünkü, umutsuzluğa düşen insan, aslında kendinin bilincinde olan insandır. Ve böylece bu insan için umutsuzluktan sıyrılıp, sonsuzluğa evrilmek adına bir umut söz konusu olmaktadır.


Kişi kendi olma -benim anladığım biçimiyle kendini gerçekleştirme, oluşma- istenci ile birlikte, varlığı yaratan güce dayanırsa ve umutsuzluğunu kendinden başka bir nedene bağlamadan sonsuzluğa yönelebilirse şayet, insanın umutsuzluğundan kurtulabileceğini savunuyor Kierkegaard. Böylelikle inancın tarifini de veriyor bize: Ben, kendisi ile ilişkisi içinde, kendisi olmak isterken, kendi saydamlığı içinde, onu ortaya koyan gücün içine dalmaktır (inanç). 




.....



Meşhur çoban Santiago'nun hikâyesini bilmeyeniniz kaldı mı bilmem..Bazılarınıza tuhaf gelebilir ama, o kitap benim için çok önemlidir. Coelho'nun 'Simyacı'sından sözettiğimi bildiniz elbet. Her okuduğumda beni rüzgârla savurup, toprağa karıştıran Simyacıdan. Hani hikâyenin kahramanı rüzgâra dönüşmek istemişti de nasıl rüzgâr olacağını bilmiyordu...Güneşe soruyor, yağmura, aya, çöle soruyor ama kimseden yardım bulamıyordu. Çünkü hiçbiri nasıl rüzgâr olunacağını bilmiyordu. Ancak isteğini...hayır, en çok istediğini...esasında kelimenin gerçek anlamı ile “dehşetle” istediğini gerçekleştiriyordu çoban. Rüzgâr oluyordu. Ve o her rüzgâr olup çölün kumlarını alt üst ettiğinde ben sel olup akıyordum çölün üzerine.

**

Sanki ilk göz ağrısı, bir ilk aşk gibidir Simyacı bana. Nedense birden bu mesel kitabından söz etmek istedim.

Kimbilir belki yine rüzgâr olup havaya, yağmur olup toprağa karışmak istenci  vardır içimde.


2 yorum:

hasretsenfonileri, dedi ki...

şahsıma yönlendirilen çok ince bir sitemi hissetmemem mümkün değil .. ancak sebebini de anlamam mükün değil sevgili lodoscum.. Belki de ankara dönüşü yaşadığım sağlık sorunlarımdan ve de yaşadığım travmadan olabilir bazı şeyleri net hatırlayamayışım..
Bilmeni ve hiç unutmamanı istediğim şey, senin yazılarınla ve kişilinle aklımda ve derinlerimde yer tutmuş olman.

LODOSCU dedi ki...

Aslında ikilem de kalmıştım..en iyisi İstanbul günlerinden sonra olsun dedim.

Hem okuduğum kitaplardan söz etmişken sizden söz etmemem mümkün müydü?

Hiç size sitem edebilir miyim ben hocam..Canımsınız benim.