27 Kasım 2007

Yaşamak
Ne yaşadığımı bilmek
Ve yaşadığımı yaşarken izleyebilmek....


"Düş görüyorum, öyleyse ben varım. Varım ama ben kimim? "

Bir şaheserdi dün bitirdiğim kitap. Geçen Kasımda almışım ve koymuşum bir kenara. Bir ayıp,bir suç işlemişlik duygusuyla doluyum hâlâ. İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’ndan söz ediyorum.
Maceradan maceraya koşan Arap İhsanın aksine, dünyayı düşlerinde keşfetmeye çalışan Uzun İhsan Efendi’nin oğlu için yaptığı Atlas'tan..boşluğun atlasından söz ediyorum.

"Kendisinden düşler yarattığım boşluğun atlasını, Atlas Vacui’yi bu yüzden yazdım: sen okuyasın diye değil, yaşayasın diye.Zihnimde bir düş olan sevgili oğlum. İşte böylece zavallı babanın yaşayamadıklarını yaşadın ve dokunamadıklarına dokundun. Bir babanın kendi oğlundan bekleyeceği şekilde kahraman değildin. Son derece silik ve mütevaziydin. Bununla birlikte, arada bir senin kulağına, karakterinle bağdaşmayacak sözler fısıldamadan edemedim. Çünkü düşler görmektense, boşluğun kendisine tapan insanlar karşısında küçük düşmeni istemedim. Sonunda, senin için düşlediğim macerayı yaşadın ve böylece senin için yazdığım atlası okumuş oldun. Artık benden öğreneceğin nihai şeyi öğrenmiş oldun."

İhsan Oktay Anar hayalle, gerçeğin, hayal edenle,hayal edilenin birbirine geçtiği kitabını, Réne Decartes'ın “Düşünüyorum öyleyse varım” düşüncesinden yola çıkarak yazmış.


“...Hangimiz düş ve hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım.
Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum.
Bu adam düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu biliyorum, çünkü o, benim düşüm. Var olduğunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum. Öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum."

Ona göre hızla yaklaşan kıyametten kurtulabilmek için edindiği muazzam bir bilgi hazinesiyle Ebrehe var bir de. Zamanı geriye sarabileceği makineyi yapabilmek için gerekli olan boşluğu ve o boşluğun türeyeceği ‘para’nın peşindeki Ebrehe :


"Yolun sonu göründü sevgili Bünyamin. Benimle birlikte büyük bir bilgi kaynağı da yok olacak diye çok üzülüyorum. Kast ettiğim şey, teşkilatın yıllardır biriktirdiği bilgiler. Uzak ülkelerdeki casuslar merkezden haber alamayacakları için artık dağılıp gidecekler. Hazine odasındaki paraları yağma eden şu zavallılara bak. Eğer kitaplıktaki ciltler dolusu bilgiyi kullanabilecek durumda olsalar, talan ettikleri paranın on katını, belki de yüz katını elde edebileceklerini bilmiyorlar. Teşkilattaki altın ve gümüşten yapılma her şeyi yağmaladıktan sonra burayı ateşe vereceklerini de biliyorum. Koskoca bir beyin böylece yok olacak. Ben ise bir günahkâr olarak ölmüş olacağım. Eğer varsa, öte dünyada bir tek şey hissedeceğime eminim: Utanç. Belki de yıllardır, kıyametten değil, bu duygudan kaçıyordum..."
"(...)Sanki kasıtlı olarak karşıma çıkarılmıştın. Böylece güçsüzlüğün ve silikliğin ne olduğunu öğrenme fırsatı buldum. Aynı zamanda gücün ve her türlü iktidar tutkusunun da ne kadar büyük bir erdemsizlik olduğunu da bu sayede gördüm. Hayatta kalabilmek için bizler kadar çaba göstermiyordun. Yok edilmeye çoktan razıydın. Senin amacın varlığını sürdürmek için değil de sanki bambaşka bir şeydi. Sen bir şahittin. Evet, artık bundan eminim. Kesinlikle bir kahraman değildin. O küstahça sözlerini de sanki biri kulağına fısıldıyor ve benimle adeta alay ediyordu. Sanki benim, onların ve herkesin başına gelen bütün şeyler senin görmen, öğrenmen içindi. Güçsüz biri olan sen, her çeşit iktidarın sahibi olan benim üzerimdeydin. Çünkü olaylara müdahale etmeden hepimizi gören, seyreden sendin. ..."


Bünyamin için herhangi bir paragraf alıntılamaya gerek kalmadı sanırım. Sonuç olarak ister kendi atlasını yaşasın, ister düşlerinde yaşamayı başarsın hepimizin okuyacağı çok şey var bu kitapta. Okunması ve şiddetle önerilmesi gereken bir kitap bu kitap.









5 yorum:

Adsız dedi ki...

off. çok güzel bir kitaptır bu. ben tarih kitaplarına pek ilgi duymasam da, yakın tarih kitaplarının da popülerliği sona ersin diye beklesem de okuduğum ve unutamadığım çok güzel bir kitaptır.
ne güzel bir yolculuğa ve maceraya çıkartır bizi yazar.hemen sarı, kahverengi renk tonları belirir insan zihninde.helali var yazarın.
merakımızı körüklemeyi, düşündürmeyi sağlar.
sevgilerimle.

Adsız dedi ki...

ben sfelsefeci, isimsiz değil:))

lodoscu dedi ki...

Ben de Anar gibi meraklandırıcı-düşündürücü- geliştirici ve mistik/doğaüstü unsurlar taşıyan eserler üretenlere hayranım.Onların kitaplarını tekrar tekrar okumaya doyamam.Doğrusun,kesinlikle helali var yazarın:)

Kim olduğunu yazmasan bile bilirdim sen olduğunu ki..senin tatlı uslûbunu tanımamak mümkün mü? Sevgiler benden.

atesinsesi dedi ki...

hepimizin büyüdüğü bir hikayesi, ağladığı mor zamanları var
kısadan hisse hepimizin bir düşü var...

sevgiyle

lodoscu dedi ki...

Az önce sende yazıyordum..ve puff.Hepsi gitti:( Baktım sen bir düş yazısı yayımlamışsın o ara..Ve ben yazdıklarımın en azından bir kısmını yeniden yazdım inatla.

Temel o ağladığımız mor zamanlar var ya..onlar, çok değerli anlar bence.O anlar ya düşlerimizden doğar ya da düşlerimize çıkar çünkü.
Hepimizin düşleri vardır ve her bir düş de çok güzeldir değil mi?
En güzeli de onlara sarılmak, hayal kurgulamaktan vazgeçmemeyi başarmak olmalı öyleyse..

Her şey sevgiyle:)