Victor Frankl, 20.yüzyılın önemli psikiyatrlarından biri olarak geçiyor literatürde. Nereden aklıma düştüyse düştü, dünden beri onun toplama kamplarında yaşadığı acılarının üstüne çıkışını düşünüyorum..Onun bize anlattığı, bizimle paylaştığı kişisel bir deneyimini "İnsanın Anlam Arayışı" isimli kitabından aktarmak istiyorum..
Frankl, o ünlü deneyimini acınası yaşantısı içindeki sonsuz küçük sorunlarını ( iki hafta önce ödül olarak alınan sigarayı bir parça ekmekle değişmeli mi, tel bağcıkları kopan ayakkabıya bağcık yapmak için bir parça teli nereden bulabileceği gibi küçük sorular bunlar) düşünürken yaşamış ve yaşadığını kısaca şöyle anlatmış:
Hergün, her saat, beni böylesine önemsiz konuları düşünmeye zorlayan bu işlerden tiksiniyordum. Düşüncelerimi başka bir konuya yoğunlaştırmaya çalıştım. Birdenbire kendimi aydınlık, sıcak ve hoş bir sınıfta, kürsüde buldum. Önümde konforlu, döşemeli sıralarda oturan dikkatli bir dinleyici topluluğu vardı. Toplama kampı psikolojisi üzerine bir ders veriyordum! Bilimin uzaktan bakış açısından bakılıp, tanımlanınca, bana o anda sıkıntı veren her şey nesnel bir yapı kazandı. Bu yolla bir şekilde, durumun, o anın acılarının üstüne çıkmayı başardım ve bunları artık geçmişte kalmışçasına gözlemledim. Hem kendim hem sorunlarım, kendi yürüttüğüm ilginç bir psikolojik araştırmanın nesnesi oldu.
**
Benim de bu anlatılana benzer deneyimler yaşamayı başarmışlığım olmuştur. Ancak ben kendi deneyimimi "içinde yaşadığım o anki düşünceyi, duyguyu, tepkiyi fark ettim" cümlesini kullanarak anlatabilirim size. Mesele objektif bakabilmekse o böyle de oluyor, inanın. Anın içinde durmak gibi bir şey bu. Siz tam "acıyor" derken, içinde buluduğunuz durumu -zihnen- dışardan izliyor gibi oluyorsunuz. Bunu yaşamak için biraz istek, biraz özen ve bir kaç dikkat örneği göstermek yetiyor. Sonra o gün, o an durup, bakıveriyorsunuz kendinize. Ve bunu denemek isteyen denediğinde, acının tavının bir anda nasıl geçtiğini şaşkınlıkla izlemekte..
Bunu ancak aynı acıyı tekrar yaşarken ve çok canımı yaktığımda yaşardım.
"O anda ya da o durumda" iken fark etmeler arttırıldığında acının nedenine karşı verdiğimiz tepkilerin tamamen ortadan kalkması işten bile değil oysa. Çünkü yaşanan acı farkedildiği anda gerçekten tavsıyor...Acı yürekte barınmaya devam edemiyor, ne yapsanız:)
Farkında olmak bir geyik ya da şehir efsanesi gibi bir şey değil, an içinde gördüğümüze, duyduğumuza, yaşadığımıza odaklanmaktır ve dışımızda yaşadıklarımızdan kopmadan, içimize..ve içeriden kopmadan dışarıya bağlanmaktır.
*
Şimdi bu gönderiyi bulup, bu paragrafa kadar okumuş olan dosta, küçük bir notum var...sözü fazla uzattığımın farkındayım. Ama buradaki yolculuğumun sonuna geldiğimin de farkındayım. Kısacası yukarıdakiler çok önemli bulduğum ve paylaşmak için heyecan duyduğum son bir kaç cümledir.....
Ve yazdıklarımı okuduğunuz için size minnettarım:)
Lütfen kendinize iyi bakın.