08 Şubat 2009

BİLMEK..

"Keşke duygularımızı görebilseydik" deniyor bu günlerde dönen bir reklâmda..
Kulağa tuhaf bir söz gibi geliyor ama, boş bir söz değil aslına bakarsak..

Bizler..duygularımızı göremiyor olabilir miyiz sahiden?
Üzüldüğümüzde üzüntümüzü, sevindiğimizde sevincimizi, heyecanlandığımızda heyecanımızı, öfkelendiğimizde öfkemizi..
Ruh sağlığı yerinde olan bireyler olarak elbette farkediyoruz bunları.
Ama ya onları an içinde fark edip nedenine gidebiliyor muyuz?
Ya da başka bir soruş biçimiyle: duygu ve düşüncelerimizin -an içinde değilse bile sonrasında- derinine inebiliyor muyuz ? İşte sanırım bu birazcık şüpheli..

Kendimi anlamaya çalışmak..anlayabilmek..bilmek: Kendimi bilmek.

Ben duygularımdan ve düşüncelerimden ibaret değilim.
Ben onlar değilim, onlar da ben değil.
Onların hepsi geçici.
Ben değilim.

Duygularımı ve düşüncelerimi kendi içimde benim için yönetmeyi, yönlendirmeyi, kullanmayı becerebilirsem kendimi oluşturma yolunda yürümeye devam edebilirim.

Her şey sevgiyle.

Heyecanlandığımda nedenini sorabilmek kendime..Bu başlangıç için çok önemli bir adım.
Öfkeye kapıldığımda altında yatanın sadece engellenmişlik duygusu olup olmadığını sorgulayabilmek..Engellendiğimi, özgürlüğümün kısıtlandığını hissettiğimde bunun nedenini merak edebilmek hayatî bir anlam içermekte bence. Çünkü ilki sorumsuz bir davranışa ulaştırabilecekken beni, belki diğerinin bir yerlerde gizlenen suçluluk duygusundan kaynaklandığını görebileceğim..Ve onlara ulaşmayı başardığımda büyük olasılıkla sorunu çözebileceğim...
...........
Peki kendime gösterdiğim bu derin ilgiyi başkalarına yönlendirebilir miyim?
Başka insanların duygularını ve düşüncelerini görebilir miyim?
Aslında ilk macerayı deneyimledikten sonra başka seçeneğimiz kalmıyor ve kendimizi bilmeye çalıştıkça süreç, başkalarını da bilmeye götürüyor bizi.

Kardeşimin, arkadaşımın, eşimin....her kimse o, benden başka birisinin endişeli veya kızgın olduğunu bilirim önce. İçinde bulunduğu duygunun asıl nedeninin ne olabileceğini düşünürüm sonra. Onun hissettiklerini hissetmeye onunla duygudaş olmaya çalışırım..
Bazen hiç bir çaba göstermeme gerek kalmaksızın aynı şeyleri düşünebilir aynı hisleri yaşayabilirim onunla.
Ve -diğer- kişinin görünen duygularının ardında acı çektiğini "bilirim".
Tavırlarımsa bildiğim duygular doğrultusunda değişir doğallıkla.
Artık onun derinlere ulaşmasında bir vasıta bile olabilirim..

Bu yaptığım karşımdakini tanımak ve bilmektir bana göre.
Böylece arada bir köprü kurulmuş olur diğer varlıkla...
Köprünün bir ayağı bende diğeri sende..
Bir ayağı yerde bir diğeri her yerde..
ya da...gökkubbenin üzerinde..

Sözün özü..böyle bir şeydir sevmeyi "bilmek" benim bilebildiğim kadarıyla..

6 yorum:

sedencik dedi ki...

bir kelimeye bin anlam yüklenmiş ve yazı dile gelmiş...
ellerine sağlık canım :)

empati kuramayan insanı pek tanımlayamıyorum...
aslında tanımlamasına tanımlarımda
yazının altında pek bir uyum sorunu yaşar :)
o yüzden tanımlamıyorum...
fakat ...
insan olmanın kriterlerinin başındadır...

empati kurmak hissedebilmek veya dediğin gibi duygudaşlık...
seni karşındakine ulaştıran en naif ve doğru yol...
elbette bu insanın kendi farkındalığıyla ilgili...
ama terside geçerli olabiliyor...
empati karşı tarafa ulaştırdığı gibi...
insanı kendinede ulaştırabilir...
alıcıları açıktır ama hepsi o...
henüz kendine ulaşamamıştır...
bunu empati sağlayabilir...

buda bence ...
sevmek...
bilmek ...
bilebilmek olsun :)

sevgiyle...

LODOSCU dedi ki...

Hâlden anlama (yani sempati) ve daha ötesinde empati yoksa bu hayat çok zor oluyor. En azından ben de bunu söyliyim:)

Seden'cim..Ben beni bilirsem seni bilebiliyorum; Kendimde görebildikçe seni de görebiliyorum. Kendimde bildikçe sende de biliyorum. Anlamak önce bende başlıyor. Belki de ben "değişmek - gelişmek - oluşmak istiyorum.." diye yola çıktığım için bu böyle oluyor. Bende var olanı, isteğim doğrultusunda arttırmaya veya azaltmaya çalışıyorum...Böylece yaşadığım değişimler sayesinde seni..dünyayı..hayatı görebiliyorum..
Ha kendini bitirdin de mi çıktın dersen..değil tabii. Bu en başı bile değil belki. Ama sonuna değin devam diyorum..

Sana katılıyorum..alıcıların açık olması yeterli değil elbette..Zaten bu dünyada hiç bir şey tekbaşına hiç bir oluşuma yeterli değil. Aslında istekle, niyetle ilgili bir şey bu. Bilinçle ilgili, farkında olmanın ötesinde farkında olduğunun fakındalığıyla ilgili.

Senle bunları konuşmak çok hoşuma gidiyor( bu bir davettir)..Herşey için teşekkür ediyorum canımıniçi:)

THE PIED PIPER OF HAMELIN dedi ki...

Enfes bir yazının satır aralarında kayboldum yine. Yazını okudukça yıllar öncesinden insanlarla empati kurmayı bıraktığımı hatırladım. Monoton ve maddesel hayat beni duygusal mantık yerine bilgisayar mantığı kullanmaya yönlendirdiğinden beri insanlara karşı kırılmalarımın azaldığını fark ederek bu düşünce tarzını gidgide daha fazla benimsedim. Doğru kışı 1, yanlış kişi ise 0. Geri dönüşüm kutusuna gidenle dönüp bir daha uğraşmıyorum. Sıfırı anlamaya çalışmıyorum. Baktım ki bu yöntem kırılganlıklarımı azalttı dört elle sarıldım. Tek kötü yanı insanları hızla hayatına sokup aynı hızda çıkarıyor, bu biraz başdöndürücü olabiliyor ve çevrenin kalabalığını çabuk azaltıyor. Çokların hemen aza iniveriyor. Ama dediğim gibi kırılganlıklarımı da aynı hızla azaltıyor. Ben böyle bir yol tutturdum gidiyorum.
Şen olasın Halep şehri.

Mutlu olalım ve hep öyle kalalım.
Güneşli günler.

Sevgiyle,

LODOSCU dedi ki...

Kendi yönüme döndükçe kırılma katsayımın da düştüğünü bilirsen fikrin değişir mi acaba?

Maksat çaba göstermek..üzerine yürümek...
Bi de..hoşgeldin ve teşekkür ederim:)

mutluolmutlukal

HASRETSENFONİLERİ dedi ki...

SEVMEYİ BİLMEYEN BU YAZIYI YAZAMAZ.. Sevebilmek ile sevmeyi bilmek farklıdır bana göre sevgili lodoscu.. Sevmenin ne olduğunu (ya da günümüz de ne olmadığını!) öğretmek mümkün.. ders verir gibi.. öğütlerle.. izah ederek!! Ama, sevmeyi öğretmek ne mümkün ??
O duygunun, allahın sevdiği kullarına bir armağını olduğunu düşünürüm nedense.. Ve sadece kendisini seven, kendinden başka kimseyi sevemeyen insanın yüzünde nur olmadığına inanırım.. O nursuz sevimsiz ifade, ona verilen bir ceza gibidir..
Duyguları görebilmek, nedenlerini bilmek veya anlamakla mümkün olabilir mi sence?

LODOSCU dedi ki...

LODOSCU "BİLMEK.." kaydınıza yeni bir yorum yaptı:

:)
Nefret, sevgi, kibir.......daha neler neler..bunların herbirinin yine herbirimizde var olduğuna inanırım. Bende nefret ve kibir fazladır, sizde sevgi ve hoşgörü yüksektir.
Hani 'insanlardan nefret ediyor' deriz ya bazılarımıza; bir arada olmaz sanırız ama onlarda da sevme yetisi vardır, bilirsiniz.. Biri çok, üçü daha az; bir diğeri belki daha da az..

Şöyle düşünüyorum ben: Sevebilme yetisine sahibim. O halde sevmeyi bilir, sevebilirim.
Azı çoğaltabilirim. Ve dahi..çoğu (diyelim ki yine sahip olduğum nefreti) azaltabilirim.

İstediğimi elde etmek için önüme geleni çiğneyen biri olsam ve ezdikçe beslendiğimi hissetsem ben..En yumuşatabileceğim bir ifade ile sevgisiz insan olarak bilinirim.
Ama ben..gün gelir kazandığımı düşündüğüm tüm oyunlara rağmen, içimdeki huzursuzluğun hiç azalmadığını farkedip de nedenini sorabilirsem kendime ve 'soru'nun peşinden gidebilirsem..cesaret..sabır ve azimle..Bir veya birçok nedenden ötürü kuytulara gizlediğim -kendimden- sevgiyi bulup, ortaya çıkarabilirim.

Nurdan, rahmetten dağıtılan nasiplerini hiçbir zaman almayı istemeyenler de var elbette.Doğumumuzdan bile önce sahip olduğumuz o nurlar, yaptığımız işlere göre artar veya azalırlar. O nursuzlar var ya hocam..bana göre işte onlar, istemeyenlerdir. Vicdanlarını hep susturdukları için rabbiyesirleri silinmiştir onların.

Bilmeyi seçebilir insan. Tercih hakkı diye bir şey var. Ben buna yürekten inanıyorum..
Duyguları ve nedenleri görmek için -anlatmak- mümkün mü..açıkçası net olarak bilmiyorum bunu..Ancak başlamak için niyet ve istek gerektiğini ve bunun da anlatılabileceğini düşünüyorum. Önce bakmaya karar vermek sonra da başarmak..Sonrası belki zor ama, mümkün..Ve sanırım ben naçizane, bunu biliyorum sadece:)
--
(Hasretsenfonileri'ne ait yorum ve ona hitap eden bu yorum altı yazı, konuyu tamamladığı düşüncesinden hareketle önceki adresimden kopyalanmıştır.)