01 Mayıs 2012

Bir sevgi masalıdır bu aslında...





Var olan her şey hayat denilen bir sahnede kendisi için yazılmış ve biricik olan bir oyunda başrol oynamakta. Öyle ki, oyuncu ben oynamıyorum dese de rolünü oynuyor. Oyun metnine mecbur olmakla, doğaçlamanın bir sınır çizgisi yok bu konuda; rolü oynamamak olan, oynamayanı oynuyor. Ve bu dev sahnede en küçük bir ayrıntı bile kendisinin dışındaki her şeyle etkileşim halinde. Biri bir yerde havanda su dövse, o suyun minik dalgası uzaklardaki bir sahili hoyratça döven dev dalgalara dönüşebiliyor. Öte yanda bir başkası kendisine sunulan oyunu yıldızlandırırken o yıldızın tozu diğer bir oyuncuya değebiliyor.

Taşların..hayır yerinden kaldırılamayacak kadar büyük kayaların..hatta arza çakılmış dağların bile durağan olmadığı bir sahnede her bir oyuncu kendi yolunda ilerlerken yolda karşılaştığı her şey ile yeniden ve yeniden şekil almakta..yani her an yeniden doğmakta. Her gün her an yaşadığımız olaylar, maruz kaldığımız dalgalar, fırtınalar, altında kaldığımız çığlar, kayalar, işittiğimiz sözler, okuduğumuz satırlar, tanıdığımız insanlar, gittiğimiz yerler, girdiğimiz işler bizi değiştirmekte ve yenilemekte.

Zorla ya da güzellikle; biz bu yeniliklerle yeniden doğarız. Neye direnirsek onun da bize direneceğini biliriz hepimiz. Gizli veya âşikâr. Çatışma, huzursuzluk ve mutsuzluk gelir ardı sıra. Uyum gösterdiğimizde ise uzlaşma, sevinç, huzur…




Severken elimize batan dikeni için gülü öldürmek, hayata direnç göstermektir. Dikenin var oluş sebebini düşünmek çok da zor değil oysa. O andan biraz uzaklaşmak yani aslında oyunlarımızı OYNARKEN SEYRETMEK bize yeni bir bakış açısı da kazandırabilir. Başımız ağrıdığında “neden ağrıyorsun Allah’ın cezası” deyip, onu neden kesip atamadığımızı da görebiliriz belki o zaman…İşte o zaman bir rahatsızlığı haber veren ağrı gibi dikenin de bir hikâyesi olduğunu ona da bir rol yazıldığını bilebiliriz. Bana kalırsa burada dikkate almamız gereken en önemli şey her varlığın kendi oyununun başrolünde oynarken aynı zamanda diğer varlığın hizmetinde olduğudur. Hilafsız hepimiz kendi hayatımızın yıldızı olabiliriz ama yine aynı hepimiz, yine hilafsız diğerlerimizin hizmetindeyiz.

Âşık der incidenden, incinme incidenden Kemâlde noksan imiş, incinen incidenden.*

Bunu böyle bilip, gördüğümde bendeki kırgınlık, bendeki çatışma ve bendeki öfke bitiyor. Hatta öfkenin hemen ardından hissettiğim utanç duygusu da bitiyor. Yani tecrübeyle sabittir bu dediklerim. Kırıldığım, incindiğim sonrasında kızdığım için üzüntü duyuyorum bu defa..Ancak ilk evre ile kıyaslandığında çok kısa sürüyor bu ikinci aşama. En sonunda yaşadıklarımın nedenini anlasam da anlamasam da bir nedeni..tamamlayıcı bir nedeni olduğunu anlamak ve üzerimde birikmiş yılların tozunu, çamurunu silkeleyen bir taştan razı olma duygusu inanın bana bir çok duygudan güzel.

*Alvan’lı Efe
Resimler: Renoir ( Dansçı & Çiçek sulayan çocuk)

4 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

SAHNE'yi ne güzel anlatmışsın Lodoscum.. O sahnede ben mutsuzu oynarken, mutluyu oynayanın duyguları ile de mutlu olabilmeyi öğretti bana YÖNETMEN!
Şimdilerde ise.. artık pandomimle anlatmaya çalışmaktayım rolümü!

LODOSCU dedi ki...

Mutsuzluğunun gölgesini siler,
sevdiklerinin mutluluğu insanda.
Bunu en iyi sevenler bilir değil mi hocam?

Pandomimi herkes icra edemez sanırım. O özel bir güç, özel bir yetenek ister, oynayana Yönetmen'inin bağışladığı...

ruhgezgini dedi ki...

Böyle düşününce ne küçük bir rolümüz var şu yaşamak oyununda değil mi? Her sorun ve mutsuzluk insan tarafından itinayla büyütülmekte.Zaman nehri yolunda akıyor biz balıklar akıntıya doğru seyretme gayretindeyiz beyhude yere.Varılacak nokta belli aceleye mahal yok o vakit. Sadece yolculuk, yolcu ve yol var.Tadına vara vara yürümek gerek.Ne derler,rolün küçüğü büyüğü olmaz oyuncunun iyisi kötüsü olur.E hadi o zaman perde......ama daha güzel bir replikle.

LODOSCU dedi ki...

Bazen her şey üzerimize gelmektedir çünkü biz olmak istediğimiz yerde olmadığımız veya olmadığımızı düşündüğümüz için sahne bize öyle görünmektedir. Bazı zamanlarda ise her şey üzerimize gerçekten gelmektedir ve bu pek çoğumuzun yaşadığı bir şeydir. Ve..bunun sebepleri vardır. Bu bizim için durup, düşünme zamanıdır.
Kadercilik oynamak değil amacım..aksine bana göre “ben akıntıyla birlikte yüzerim; akıntıya karşı boğuşamam” demek isyandır. Hani ömrümü verdim denir ya.. çok istediğim, büyük emek ve büyük zaman verdiğim bir işim olmadıysa (hele de artık olmayacağı görünüyorsa) yolumu değiştirebilirim. Yol bir tek değildir.